16.01.2018

Geçmişten Bugüne Kullandığım Cep Telefonları (MİM)

Hepinizi sevgiyle mimliyorum! Hemen başlayalım bakalım kimler bu konuda daha idareciymiş. Hemde geçmişi biraz yad eder, hüzünlenir güleriz istedim :) 

Sony Ericson t100
2005
İlk telefonum olur kendisi. Orta sondayım yani 8'inci sınıf ! Off zırd zırd babam tarafından cok aranırdım. Babam bunu koydu cebime koymasına da ben neredeyse hiç açmazdım. Utanırdım çünkü.
 Ama bu telefonda hatırladığım en güzel şey. Dırı dırı dırırı... Diye calan melofonik denilen zil sesini kendimiz yapabiliyorduk. Birde su kare kare duvar kagıtları.

11.01.2018

Flormar City of Stars 2018 Hediyeleri- şok!

Flormarın bu yılki çekilişine bende katıldım. Bariz çekiliş fotoğrafındaki detaylara bakınca kanmamak pek mümkün de degil gibi. Neyse, kazananlar geçen hafta yani yeni yılın ilk haftasında açıklandı. Bana da bir mail geldi, adresi verdim 4 gün sonrada kargodan gelen telefon, bana bi dosya geldiğini söyledi. Gidip aldım. 
Adama dosya mı? Diye sormuştum, şaşkınlıkla. Gerçekten dosyaymış 😄
Eve gelince de Flormar'ın paylaşımını tekrardan dikkatli bir şekilde okuyunca anladım. 
Gerçekten makyaj çantasıymış hediye olan 😂


İçinden gold rengi bir kalem far ve mor renk ruj çıktı 😄 Mor ruj sevenler burada mı?! 😂 
 Büyük bir sürpriz oldu gerçekten. 
Teşekkürler Flormar!
 Bana bu yaşattığın ikinci şok 😂😂
***
Daha öncede Flormar'ın #kiss2015 yarışmasına bir görselle katılarak sözde "makyaj seti" kazanmıştım.  
Bu resimlerin hangisiyle katıldığımı şuan hatırlayamıyorum ama seçilmiş olabilmek bile beni mutlu etmişti.!

Ödül makyaj seti olarak geçtiği için gelen minicik pakete çok şaşırmıştık o yıl. 
Bu hediyenin baya çok kişiye gittiğini ve hatta istediğimiz bi arkadaşımıza da o hediyeleri kazandırma şansımızın olduğunu hatırlıyorum. 
Tabii ben unutup bir saat sonra filan isim eklediğim için arkadaşıma göndermediler. 
Söz vermiş olduğumdan dolayı bu durum içime sinmedi bende benimkileri ona yollamıştım. :) 
Minik bir cüzdan büyüklüğündeki makyaj çantası içerisinden
 iki oje, rimel bazı, ruj ve tekli far çıkmıştı.
-----
   Benefit gibi cüzdan yakan bir marka  bile, "ortalığı inletirken". Ben bunları anlayabilmiş degilim. Birde Türk markası diye gururlanıyoruz. Bundan sonra ne takip ederim ne katılırım nede herhangi bir ürününe para veririm!. O kadar insanla düpe düz dalga geçiyorlar.
O kadar düştük mü yahu!

10.01.2018

Arthur Film - Russell Brand


Yine hayranı olduğum bir adamın filminden bahsetmek istedim. (Bu tip adamlara özel bir ilgim var niye bilmiyorum x))
 Russell Brand oyunculuğuyla 2011 yapımı romantik komedi filmi.
 Çok eğlenceli! Çok muzip!
 Herkesin keyif alarak izleyebileceği bir film.
Zengin şımarık bir çocuk olarak büyüyen Arthur'un hikayesi. 
Şaşıracak, kızacak,
 hatta yok artık diyebilirsiniz.
 Böyle bir adam için aşık olmak hiç kolay olmasa gerek. :)


9.01.2018

DeneBunu Aralık Kutusu


 İlk DeneBunu kutusunu Şubat da, en son ki kutumuda Mayıs ayında almıştım. 2017'nin son kutusu bugün elime ulaştı.
İçeriğinden; Perwoll Siyah etki, yenilenen formülüyle ve Molped gece gündüz deneme ürünleri çıktı. 
Her ikiside denediğim memnun kaldığım ürünlerdi. Molped Migros Alışverişinde iki ürün alımında ayrıca %30 indirim çıkmasına sevindim. 
  

Bu ayki kutunun yıldızı Scotch-Brite kullan at ıslak (mutfak bezi) temizlik mendileriydi. Gelir gelmez mutfak lavabosu ocak ve musluk üzerinde ilk denememi yaptım. Üstelik ocak düğmesi kenarları gibi erisilmesi zor yerler e kullanım kolaylığını çok sevdim. 
 İçeriğinde kullanılan formül her neyse çok güzel düşünülmüş pratik bir ürün. G Hiç böyle birşey beklemezdim. Arriyetten 5 tl indirim kuponu koymaları güzel olmuş. Mutlaka alıcam. Daha ne olsun 2 dk da susuz temizlik. 😄
Ben cıplak elle uyguladım biraz rahatsızlık verdi. Eldivensiz uygulamamanızı öneririm. 

Diger kutular:

8.01.2018

Blogumun Adı Nereden Geliyor?



  Daha önce böyle bir mim yazısı görmüştüm diye hatırlıyorum. Bloggerların genel olarak tanımlaması gereken bir soru bu bence. Blogumun adı nereden geliyor? İlginç bulduğumuz farklı gelen hatta alakasız olduğunu düşündüğümüz yığınla isim duyuyoruz bu konuda. Bazıları sadece kimliğini açık etmek istemezken bir bölümde sadece iç dünyasını yansıtabilmek için bu isimleri tercih ediyor. Benim hikayem bir tık farklı galiba. Küçük de olsa Biyografi mi okumak isterseniz Hakkımda kısmını bakabilirsiniz.
 Blog adıma gelince uzun uzun bahsetmek istemiyorum ama bahsedeceğim 😄

  Kitap çıkartma hayali demeyelim de. Günlük tutma fikrine her zaman sıcak bakmışımdır. Buna rağmen hiç bir dönemde tam olarak istediğim gibi kalemi elime alamadım. Ayrıca dürüst davranmak gerekirse benim yaşadıklarım benden başka kimi ne ilgilendirirdi ki. Hiç bir özelliği yok yani...

  Derken hayatım belli bir döneme geldi, reşit oldum filan. Bazı şeylerin farkına varmaya başlayınca, yaşadığım acı tatlı olaylar onlara bakış açım espirili yaklaşımım özellikle arkadaş çevresi tarafından dikkat çekti. Ben anlatmaya başlayınca susup herkesin beni dinliyor olması kendimi biraz da kötü hissetdiriyordu aslında. Sanki kimseye söz hakkı vermiyormuşum gibi ama eğlenebiliyorlardı da...
 "Kitap olsa okurum"
Madem öyle ben yazmayı seviyorum okumasalar da niye yazmıyorum ki dedim kendime. Zihnimde yer edinmiş tüm parçaları kağıt üzerine döküp en azından olumlu olumsuz tüm düşüncelerden arınabilirdim.

  Parça parça hikaye değil, Anı birikimi. En ufak detaylar bile bazen görsel hafızamda. Çocukluğum yaşadığımız şehirler degiştirdiğim okullar ergenliğim ilk aşkım uğruna vazgeçtiğim eğitim hayatım ilk hayal kırıklığı yeniden yükselme kendine gelme çabalarım ve evliliğim.
  Yazmaya karar verdiğim o noktaya kadar tüm hayatımın özetini elimde tutmayı başarınca kocaman bir zincir oluştuğunu gördüm. Yaşadığım her şeye bir takım olaylarla kendim sebep olmuştum.
  Bundan sonra başıma gelebilecekleri bilmediğimden hikayemi nerede noktayacağımı da bilmiyordum.

  Öyle çok iddialı durmasın ama ben buradayım desin "Anılarım Bomboş" Tılsım çeyrek bir hayatı buraya gömdü baktı ki. Bu Hayat bana yakışmamış.

 Ani gelen bir evlilik kararıyla "evlendik ama şimdi biz ne yapacağız" diye ortada iki şaşkın ördek gibi kala kalıp. Sağ sola savrulunca. Eee dedim ben kaldığım yerden ikinciyi de yazarım artık. En son evlilik kararıyla noktalamıştım zaten.
Bizden iyi "Bay Bayan Problem" olmaz.
Oldurdular yanii...
Buna rağmen herşeyden bir espiri malzemesi çıkartıp bol bol şakalaşıp gülen iki şaşkoloz çifttik.
 Hayatımıza o kadar çok çomak sokan insanlarla karşılaştık ki. Doyduk bu hayata. Bir gün askerdeyken aradı söyledim.
"Olmuyorsa zorlamayalım, ne aileden nede benden geçebiliyorsun. Biz olamıyoruz. Yıpranıyoruz, yıpratıyorlar. 3 senelik evlikten sonra birde seni bekleyerek zaman kaybetmeyeyim"
"Ama benim seninle ilgili hayallerim vardı. Mangal yakacaktık."

  Vejetaryen olduğum için ukde kalmış herhalde içinde. Tam koltuk altına adımı yazdıracakmış döndüğünde. Her şeye rağmen Salağız biz birlikte dedim açtım kapılarımı ikinci kitabı da cebime koydum, bekledim. Belli ki Anılarım Bomboş üçlenecek. Sonunu bilmeden koydum adını.
 Büyük harflerle "BEKLEDiĞiM HAYAT" altına okunmayacak şekilde de ekledim.
 "bu değildi"

   Bi yere mail attım yolla dediler ilk kitap dosyamı attım. Bir sene olumlu olumsuz bir dönüş olmayınca. Geldiğim noktaya bakıp Anılarım Bomboş diyerek çıktım buraya.

  Hatta İlk yazımı yazdığım sırada hava çok sıcak, benim öküz arkamdaki yatakta çamış gibi uyuyor. Bi an gözünü araladı, kiminle yazışıyorsun demesiyle tak kapattım sayfayı. Yine sonunu gören ben iftiharla sunar.

6.01.2018

Siyahlı Kadın Film ve Kitap


 Daniel Radcliffe 'in Harry Potter serisinden sonra oynadığı ilk Dram Gerilim filmi olarak geçiyor. 2012 yapımı bu filmde Arthur Kipps ölen müvekkilinin miras işlerini halletmek için yola çıkar. Geldiği kasabada ters giden birşeyler vardır. Çünkü ölen bir kadının hayaleti bu kasabayı lanetlemiştir.
 Sanane ters giden birşeyler varsa. Dön git dimi? Yok illa bizim oğlan o kapının arkasında ne var görecek. Artık karşısına basiliks mi çıkart Voldemort mu bir cesur ki buda, hala akıllanmamış.  
 Oturun bir bakın, en iyisi sakin sakin izleyin. Ama öyle korkunçlu birşeyler beklemeyin. Derin bir hikaye saklı ardında.


  Daniel Radcliffe hayranı olunca, korku gerilim filmleri sevmesemde bu filmi izlememek benim için imkansızdı.
Ayni şekilde tesadüfen kitabını görünce sırf Daniel Radcliffe yüzünün hürmetine almadan geçemedim. 
 Kitap kapak fotoğrafına bakınca film afişiyle aynı olmasından dolayı içeriğini  hemen tahmin edebiliyorsunuz. Basım yılı film ile aynı. Direk senaryo kitabı demek mümkün.
 Aslında degil. Ne alaka çözemedim! Kitabın yazarı Susan Hill bu hikayeyi ilk 1983 de çıkartmış. Yapı kredi de sağ olsun düşünmüş benim gibi Daniel Radcliffe düşkünlerinin azcık okumalarına vesile olalım dercesine güncellemiş.
Her uyarlamada olduğu gibi film kitaptan bir tık eksik. 
 Kitap Konusuna gelince. Hikaye biraz yalın kalabilir ama 140 sayfa olduğundan sıkılmadan okuyabilirsiniz. 
Arka kapak diyor ki;
Noel arifesi gecesiydi. Arthur Kipps ve ailesi, şömine ateşinin başında toplanmış, hayalet hikayeleri anlatarak eğleniyorlardı. Fakat bu eski geleneği canlandırmak için ısrar eden çocukların, Arthur'un herkesten gizlediği ve unutmaya çalıştığı trajik bir hikayesi olduğundan haberi yoktu. Genç bir avukatken iş için İngiltere'nin ücra bir köşesine gönderilen Arthur Kipps, ıssız bataklıklar ortasındaki karanlık Eel Marsh Evi'nde geçirdiği korkunç günleri şimdiye dek kimseye anlatmadı. Ona kalsa anlatmak bir yana, yaşadıklarını anımsamak bile istemezdi ama zihninin derinliklerine sürugün ettiğini sandığı hikaye artık dile getirilmeyi talep ediyordu


5.01.2018

Banu ile Mehmet



  Alışılmışın dışında çektiği vlog videoları sayesinde dikkatleri üzerine çeken Banu ve Mehmet çifti kurdukları dioloğlarla büyük bir kitlenin yüzünü güldürmeyi başardı. Onların doğallığına inananlar kadar rol yaptıklarını, saf ayağına yattıklarını düşünenler de var, ne yazık ki. 

  Günümüzde çok şeyin maddi olarak algılanması da bu durumu tetikliyor olabilir. Sanki para için kendilerini rezil ediyorlarmış gibi bir manasız düşünceler görüyorum. Haliyle savunma isteği duyuyorum.

 Çok insanın hayalinde hep bir Youtuber olma fikri var aslında. Çekememezlik. Ve durum nereye kadar sürecek çok merak ediyorum. Bana göre daha farklı şeyler çıkacak ve insanlar ondanda vazgeçecekler. 
  Ah birde Youtube'da içerik üretmek gerçekten zor olmasa. Kitle oluşturabilmek için belli bir alanda ilerlemeniz, diksiyonunuz, genel kültür, davranış şekliniz hatta dış görünüşünüz bile bu durumu etkiliyor. 
  Bilinçsizce yapılmış vlog videoları ise izlenmesi tamamen şans olabilir. 


  Banu'nun video sırasında aynaya bakar gibi ekrana odaklanıp  kendini incelemesi, Mehmet'in ekrana uzun uzun donuk bir ifadeyle bakması. Banu ne söylerse anında onaylaması, az konuşması ve sevgilisine olan düşünceli tavırları. Gülmekte haksız olabiliriz aslında, çünkü onlar çoğumuzun yapamadığını yapıyor.
"Özlemini çektiğimiz bir ilişki yaşiyorlar"
  "Bir Banu ile Mehmet olamadık" düşüncesi her zaman akıllarda kalabilir. En azından benim için öyle olacak. 

  En son Hayrettin'nin de bu duruma eşlik etmişti, ortaya epey bir eğlenceli bir video çıkmış. Ancak görüntülerin iki ayrı kanalda yayınlanması işin biraz tadını bozmuş sanki. 
 Hayrettin'in varlığı Banu ve Mehmet'i epey bir zorlamış gibiydi. İlk kez o anda rol yaptıklarını, yine de hiç yapamadıklarını gördük bence. 
 İnşallah çok çabuk unutulmazlar. Birlikte daha fazla video çekmelerini diliyorum. 

Hala takip etmeyenler için Youtube ve instağram adı; Banu Berberoglu 

Zayıflama Telkinleri - Düşünce Gücüyle Zayıflama

  Bir konu üzerinde olumlu veya olumsuz yönde oluşan tüm düşünceleri kendimize inanarak çekebiliyorsak bu da o mantık üzerine kurulmuş bir yöntem. Yani herhangi bir duygu düşünceyi zihnimize işlemeye telkin diyoruz. 
  Ben kullanmaya başlayalı sadece zayıflama değil, hayatımdaki bir çok şeyi değiştirebileceğime inanmaya başladım.   Çünkü bir şeye ne kadar çok inanarak düşünür ve beynimizde o olayı canlandırırsak, beyin ona inanıyor ve tüm organlarımızı o şekilde yönetmeye başlıyor. Sonuç olarak beynimiz bizi değil biz onu yönetmeye başlıyoruz.

  Bir şeyi istemekle istememek arasında gidip gelmenin zihnimiz için ne kadar yorucu olduğunu anlamalıyız. Bu yüzden net adımlar atın. Aksi halde ne yapacağını bilemez hal içerisindeyken inişli çıkışlı bir ruh hali yüzünden sağlık sorunlarına neden olabiliriz.


  Zayıflama üzerine oluşabilecek örnekler vermem gerekirse.
"Ben 50 olacağım değil!"
 Ben 50 kiloyum.
Net ve keskin olun.
Bu sizi tatmin etmedi mi? O zaman bu düşünceye henüz adapte değilsiniz.
 Gece yatarken sakin kafayla hayal edin. "Ben 50 kiloyum". Sana diyorum beni dinleyeceksin.
 Sen değil ben seni yönetirim ancak dediğinizde vücudunuzun irkildini fark edeceksiniz.
  Ama bu yoldan dönmek acaba gibi olumsuz etkilere kapılmak yok. Devam edin.
" Sağlığım mutluluğum ve kendimi iyi hissedebilmem için buna ihtiyacım var" 

   Bu konuda aylar önce araştırma yapmıştım. aslında çok küçük yaştan beri bi tanığım bu konuda çalışmalar yaptığı, daha doğrusu eğitmen olduğu için bilgim vardı. O zamanlar ne kadar önemsediğim tartışılır. :)
   Neden olmasın diye düşünürken Youtube da Tuğçe Işınsu 'nun konuk olduğu programlardaki konuşmalarını dinledim. Özellikle bir kaç video bırakacağım mutlaka izleyin, bu konuyu daha iyi algılayacaksınız. 



  Gelelim Zayıflama Telkinlerine, nette bu alanda da çeşitli video ve yazılar var. Haliyle not ettiğim ezberimde fırsat buldukça uyguladığım maddeleri sıralayacağim. Sizlerde kendinize göre uyarlayarak not edin. 

  • Hedefimi belirliyorum ve ona bağlı kalıyorum. Daha sağlıklı olmak için hızla kilo veriyorum.
  • Duygularımla barış halindeyim. Metabolizmam çok düzgün çalışıyor.
  • Mutlu ince zinde olabilmek için ideal kilomu hak ediyorum. 
  • Zihnimde ince olduğumu görüyorum.
  • İdeal kilom (....) Yediğim her şey çok sağlıklı.
  • Vücudum bu kiloya ulaşana kadar fazla yağlı yaktığını biliyorum.
  • Hızla kilo veriyorum.
  • İçinde sevgi olmayan her şeyi bırakıyorum. Kendime saygı duyuyorum.
  •  Ben kendimi seviyorum.
  • Sadece acıkınca yemek yerim. Aç olup olmadığımı bilirim.
  • Her gün güzelleşip, daha zinde daha sağlıklı bir hale geldiğimi hissediyorum.
  • Cildim muhteşem canlı ve sağlıklı.
  • Bedenimi seviyorum. İdeal bedenimi hak ediyorum ve şimdi buna izin veriyorum.
  • Öncekinden daha az, daha az yiyorum.
  • Ne zaman durmam ve yemem gerektiğini biliyorum.
  • Beslenmem dengeli midem çok rahat.
  • Bedenimin görünüşünü seviyorum.
  • Yediklerim doğal ve sağlıklı. Kötü gıdalardan uzak duruyorum. Her geçen gün hücrelerim güçleniyor.
  • Vücudum ince karnım dümdüz. Daha sağlıklı ve güçlüyüm.
  • Kendi kontrolümü şekilde her zaman elimde tutarım.
  • önüme konulan çeşitler benim irademi bozamaz. Az ve öz yerim. Ne yiyeceğimi bilirim.
  • Her zaman daha az ve doğru tercihler yapmayı seviyorum.
  • Daha az yemekten gerçekten hoşlanıyorum.
  • Bu şekilde daha enerjik ve sağlıklıyım. Kilo vermenin en kolay yolu daha az yemektir.
  • Daha küçük porsiyonlar alarak hedefime her geçen gün daha da yaklaşıyorum.
  • Tabağımda az olması göbeğimde az olması demektir.
  • Ulaştığım hedefler bana bağlı.
  • Kendi hayatım, geleceğim ve kişisel mutluluğum için kilo verme hedefime ulaşıyorum.
  • Ben güçlüyüm! Yemeğe Hayır! Başarıya Evet!
  • Kilomu ve İştahımı kontrol etmek benim için çok kolay.
  • Benim kararım benim hayatım. Her şey için Allaha şükürler olsun.

  Peki tüm bu düşünceleri kendime aşılayınca istediğimi yiyerek zayıflayacak mıyım? Diye bir soru oluşuyor aklınızda biliyorum. ☺ istediğinizi tabii ki yiyeceksiniz ama bu olumlamalar sizde "sağlıklı tercihler yapma ve az  yeme şekli oluşturacak."
 Az yiyorum, azcık yemekle doyuyorum diyen bir insan zaten doyduğunu hisettiği an canı ne isterse istesin yiyemez. Erteler, bütün mesele de bu. Sağlıkla kalın 💕

3.01.2018

Keşke Hep Çocuk Olsam.


Keşke hep çocuk olsam elimde kağıt kalem silgiyle. Rengarek düşlerimin peşinde. Nereye gittiğimi bilmeden, okumaya çalışsam heceleye heceleye cam kenarından tüm tabelaları.
Bazılarını kaçırdım diye üzülsem mesela.
Kartondan bebeklerim olsa, zarar gelmesin diye özene özene oynasam.
Karıncalara kırıntı versem yine, elimde gazete kağıdına sarılmış çeyrek salçalı ekmekle.
Gazete külahında çekirdek satan amca gelse, sonra herkes kapıya çıksa birlikte çekirdek çitlemeye.
Mahalle bakkalına koştursam arada özlediklerimle birlikte.
Yeni oyuncaklı şekerler gelmiş diye mutlulukla havalara uçsak.
Sütte al dese annem, şişenin kenarını azıcık dişlesem.
İçilmiş süte bakıp gülümsese.
Kenarı süslenmiş deftere mektup yazsam. Sevgili arkadaşım diye başlayan, dört satırlık manilerle biten.
Nerede kaldı o sepet sepet yumurtalarla unutulmaması gereken çocukluğum.
Unutursan küserim, mektubunu keserim...

Anne Olduktan Sonra Öğrendiklerim.


1-Güvendiğim insanlara, bir nebze de olsa güvenmemem gerektiğini.

2-Her zaman yanımda olduğuna inandığım bazı kişilerin aslında hiç bir zaman yanımda olmamış olduklarını.

3-Başıma gelebileceğine hiç ihtimal vermediğim herhangi birşeyin her an hazır halde beni bekliyor olabileceğini.

4-Kızım için yapamayacağım hiç bir şey olmadığını... Yeri geldiğinde onu korumak için vahşi yırtıcı bir hayvana dönüşebildiğimi.

5-İnsanları daha az dinlemeyi, bazı durumları umursamamayı, kafama çok şeyi takarak üzülmemeyi ve olaylara karşı daha soğuk kanlı yaklaşabilmeyi.

6-Hayvanlara aşırı olan düşkünlüğümü dizginlemeyi... Çocuklara ve insanlara karşı biraz daha sıcak kanlı durabilmeyi.

7-Yanımda olan insanlara daha fazla minnet duygusu barındırmayı, yapılan her iyiliğin hakkını vermeyi.

8-Üzgün olsam dahi gülümsemeyi. Ağlamamayı, her zaman dik durabilmeyi.

9-Dostu düşmanı daha iyi ayırt edebilmeyi. Herkesin işine geldiği kadar dost olabildiğini.

10-Merhametin bir erkeğe yakışan en güzel şey olduğunu.

11-Kucagımda 15 kiloluk bebekle birlikte her işimi kendim halledebileceğimi! Bütün gün of demeden onunla birlikte çarşı pazar dolaşabileceğimi.

12-Bir günde olgunlaştığımı. Yaşımı hissedebilmeyi. Bu rağmen her zaman istediğim gibi olabilmeyi.

13-Kalbime söz geçirebilmeyi.

14-Olaylara daha objektif bakabilmeyi.

15-Çok fazla fedakarlığın fedakarlık degil sadece görev olarak algılandığını. Taktir edilmeyeceğini.

16-Birine ne kadar çok verirsen o kadar degersizleşeceğini. Alacağı birşey kalmayınca terk edeceğini.

17-Herşeye rağmen kendimle barışık ve ilgili olmayı. ince düşünüp net kararlar almayı.

18-Hayatımın her alanında az ve öz kavramını uygulamam gerektiğini. Bu şekilde kızımın geleceğini kurabileceğimi.

19-Anne olarak çocuğumun egitimin herşeyden önce gelmesi gerektiğini.

20-Yanımda olan bir insanın sadece kendisine değil onun çevresinde olan kişilerin kimliklerine de bakmam gerektiğini.  (Kendisi çok iyide çevresi kötü)

21-Yaşadığım her iyiliğe, her kötülüge ayrı ayrı şükretmeyi, her defasında daha fazla şükretmeyi öğrendim. Hayırsız sandığım herşey benim için olmasa bile kızım için hayırlı olmuş olabilir.

22-Kendime ve aileme karşı daha ilgili olabilmeyi.

23- Neye çok fazla deger verirsem, hemen olmayacağını. Onunla sınanacağımı.

24- Daha az konuşmayı.

25- Herşeyi herkese anlatmamam gerektiğini. Anlatmak yerine yazmayı. Çünkü beni anlamak isteyenler zaten okuyabilirler. Beni dinlediklerini söyleyenler hiç orada degildiler.

26- Herşeye rağmen hiçbir zaman büyümeyeceğimi. Bugün bunları yazarken 26 yaşında olsam da hep 16 yaşında kalabileceğimi.

2.01.2018

Kötü İnsan


 Herkesin affedemedigi affetmek istediği ama bunu yapmanın hiç birşeyi degiştirmeyeceğini bildiği bir insan olmuştur hayatında.
 Birde "ah bir vursa direk dalacağım" dediği. Hani Üflesem yıkılacak ama karşısında hep susmak zorunda gibi olduğu..
 İyilik maskesi takmışsa zaten, ne yaparsanız yapın onu alt edemezsınız. Çünkü o hep sizi düşünür ve sizin iyiliğiniz ister. Ne yapıyorsa sizn iyiliğinizi düşündüğü için yapmıştır. Ve mutlaka onu yanlış anlıyorsunuz.
Neredeyse nefes alma sebebi bile sizin iyiliğiniz için olan bu temiz kalpli insancığa karşı sadece önyargılısınız.
Ve bir gün onu alt edebileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz..
Çünkü o güneş nereye doğarsa hep o yöne dönecek ve kendini haklı  göstermek adına, kendi uydurduğu yalanlara dahi inanacak.
Tüm hakikatleri bilseniz bile, gözüne dahi soksanız yalanı yalan üstüne kurup onunla beslenecek.
Tüm hayatınız bu insan tarafından katledilmeden var gücünüzle onun bölgesinden uzaklaşın. En acısı size zarar veren bu kişi ailenizse bile. Kalbullenmek zor olabilir elbet...
 Şans verdikçe hayatınızda kaybetmekten korktuğunuz herşeyi kaybetmiş biri olarak sizlikten çıkan yeni sizle dışlanarak yaşamaya mahkum olacaksınız. .
 Bir gün en büyük zararınızın en sevdiğinizi kaybetmek olduğunu görmeden uzaklaşın. Çünkü bu hayatta en büyük çöküntü affetmek isteyipte affedemeyeceğiniz insandır. Ve o insana vesile olan tek kişi  görmeye cesaret edemediğindir.
 Sevgisiz büyüyenler hep taktir edilmek hep sevilmek isterken önce en yakınlarını sonra kendilerini yok ederler.
Kötü insanlardan kötü olmadan uzaklaşın.

Son Tercihim Soffio Bebek Bezi


  Annelerin bebek bezi seçimi konusunda oldukça hassas olduklarını biliyorum. Çağrı daha doğmadan takii bir yaşına kadar bebek bezi araştırmalarına devam ettim. En uygun fiyatlı güvenilir, emiciligi güzel sızdırmaz bilmem ne derken piyasa da yaygın olarak kullanılan hemen hemen her markayı uzun aralıklarla denedik. Bazılarına tekrar döndüm, kimisine de deneme sonunda elimde olan paketleri zorla bitirip veda ettim.

  Haftalarca süren yazımda bebek bezi seçimi konusunu okumanızı tavsiye ederim. Tüm diğer bezler hakkındaki görüşlerim burada.. Aynı şekilde ıslak mendil konusundaki detaylı yazım içinde buraya bakabilirsiniz.
 Yazılarımda da Soffio Prima'ya muadil olarak seçmiştim. Sayet hiç olmasaydı tercihim Sleepy olurdu sanıyorum.

 Soffio bebek bezi A101 de rahatlıkla bulabileceğiniz bu markete has bir marka, üstelik az sayıda bile alabiliyorsunuz. Yolculuklar için harika düşünülmüş. Zaten adım başı bir a101 market olduğunu düşünürsek asla yokluk çekmezsiniz.

 Bezin özelliklerine gelince, ıslaklık göstergesinin olması kışın pekte aranılabilir bi özellik olmasa gerek. Esnekliği cırt cırt bantları sağlam üretilmiş. Prima kadar ince olmasa da deneğim çok markaya göre ince yapıda. A101 diyip geçmeyin mutlaka sans verin derim.


  Aynı ürünün ıslak mendinin de üretilmiş olması bir yana altını çizerek belirtmek istiyorum. Islak mendil yazımda Huggies mendillerini öve öve bitirememiştim. Makyaj mendili olarak bile kullanıyorum diye diye diye..  Beni mi okudular ne yaptıysalar resmen neredeyse bire bir Huggies üretmişler. Alın o kadar söylüyorum, nerenizi sileceğinizi şaşıracaksınız 😄

Neden yeşil çay içilmeli?

  
 Yeşil çayın bagışıklı sistemini güçlendirip metabolizma'yı hızlandırarak zayıflamaya yardımcı olduğu ve kalp diş, diş eti hastalıklara kolesterole kansere karşı koruma sağlayan güçlü bir antioksidan içerdiği bilinmekte.

Siyah çaya ve kahveye karşı bir düşkünlüğünüz varsa düzenli olarak günlük iki kupa yeşil çay tüketmeye başladıgınız anda çaya şekere ve kahveye olan megiliniz büyük oranda azalacak. Vücunuzun daha az ödem tuttugunu ve daha enerjik olduğunuzu hissedeceksiniz. 

Peki nasıl içilmeli?
Sallama yöntemi kolay ve acele bir çözüm olsa da en doğru olanı kaynamış suda (80-85 derecede) ağzı kapalı olarak (3-5 dakika) bekletmektir. Yani demleme yöntemi en doğru olandır. Ve mutlaka şekersiz içilmeli.

 Diyet ve eğzersiz yapanlara aktardan alıp tarçın kabugu ve limon suyu ilave ederek kullanmalarını öneririm. Ben günlük bu şekilde 1lt tüketebiliyorum.  Degişiklik istediğimde ise Dogadan markasının aromalıları keyifli oluyor. Son zamanlarda ananas aromalı yeşil çay favorim. Direk yeşil çay tadını sevmeyenler için harika bi alternatif olabilir. 

1.01.2018

Babam


  Anne olunca anladım, babalığın "baba" olabilmenin orta yolu yok. 
Ya varsın ya yoksun.
 Yoksan hiçsin. 
Varsan kralsın. 
Çocukken en büyük hayalim büyüyünce babam gibi bir adamla evlenmekti benim.  Merhamet bir erkeğe yakışan en güzel şeymiş. Anne olunca anladım. 
İlk aşkım babam, kızımın ilk aşkı olmayı da başardı. 
iyiki varsın💕 çünkü kralsın 👑
Darısı tüm babaların başına!

Sağlıksız Kahvaltı


  Bugün sağlıksız bi kahvaltı yapayım dedim!. Hala sağlıklı olduğunu düşünen varsa büyük yanılıyor. İşlenmiş koruyucu madde içeren ve pakete girmiş gıdalar diyet adı altında üretilmiş olsalar da, nerede hata yapıyorum demenize sebep oluyor olabilir. Arkasındaki kalori miktarı sizi yanıltmasın. Hiç şeker tüketmeyenler bilir hazır gıdaların içerisindeki en ufak şeker oranı onları yıkmaya yeter.! Bugün abur cubur olarak kahvaltı da gevrek yemeye karar versem de iki kaşıktan sonrası benide baydı ve kendimi dolaptaki kısırı kaşıklarken buldum 😂
Vücudunuzda ters giden birşeylerin olduğunu düşünüyorsanız mutlaka gıda testi yaptırın. Kan gurubunuzun karşı çıktıgı besinlere de bakmayı unutmayın. 
En basitinden benim laktozsuz da olsa süte mısıra ve beyaz una tepkim var. Poğça börek umrumda bile degil de simite veda etmiş olmak bana çok koyuyor. Neleri sevdikte vazgecmek zorunda kalmadik ki diye teselli buluyorum 😒😄😅 Ancak mutluyum cünkü daha enerjik ve sağlıklıyım. 
Size zarar veren ne varsa çıkartın hayatınızdan. Hayat gerçekten böyle daha bi kusursuz. 💕
 Yeni yılınız kutlu olsun. 🌟

Not: instağram GıdaDedektifi mutlaka takip edin. 

24.12.2017

Yeni yıldan beklentilerim (mim) 2018

Yalnız ama Özgür blog diyor ki;
"Şimdi birincisi lütfen rica ediyorum devamlılık gösterebilecekler katılsın bu mim’e. Çünkü yazıp kenara atacağımız bir mim olmayacak.

Olayımız şu, her Aralık ayının ortasında gelecek yıldan neler beklediğimizi ayrıntılı şekilde maddeler halinde yazacağız. Bunlar bir dua, bir dilek, bir totem oluyor. O sene bitiminde yine Aralık ayının ortasında o maddelerin ne kadarının gerçekleştiğini, gerçekleşmeyenlerin ise neden gerçekleşmediğini yazacağız."

Okumak ve katılmak için hemen şuradan bloga ışınlanabilirsiniz. Yalnizamaozgur

  Tabii bende durmadım, o kadar çok isteklerim birikti ki, belki bu vesileyle üzerinde durur ve yükümü hafifletirim dedim. Kendisinden epeyce bir kopya cekerekten bu mim hazırladım.  Dileyen herkes bu mim'e davetlidir. 


DOĞRU İNSAN
2018'den ilk ve en büyük beklentim, bundan sonra hayatıma girecek olan insanın bir an önce karşıma çıkması.😒 İlla olacak diye bir kastım yok ama olacaksa olmalı. Ama öyle hey ben geldim şeklinde degil. Ben kendimi begendirmek için ugraşmayacagım! beni her sekilde kabul edecek ve değer verecek o kişi her kimse, güvenimi kazanması ve doğru bir insan olduğuna inandırabilmesi için epey bir uğraşması gerekecek. Bu yüzden hiç vakit kaybeden,  geleceğimizin temellerini atmaya başlasın diyorum 😂 neyse bunu detaylıca bi yere not etmiştim zaten, o cepte. Bundan sonrası hayırlısı diyelim...

EKONOMİK ÖZGÜRLÜK 💕
Akşam olsa da eve gitsem, demeyeceğim!Gerçekten severek yapabileceğim bir iş istiyorum. Tüm bu isteklerimi gerçekleştirebilmenin temel anahtarıda bu zaten. Severek çalışmak ve kazanmak. Kazandıkça çalışmayı daha çok sevmek! 😍

AYRI EV
Evlenince düğün salonundan hemen ayrı eve çıkılır mantığı herkes için aynı olmayabiliyormuş. Haliyle bende de bu durum hayalden öteye geçemediği için bu işi niye kendi başıma yapamayım ki diye düşündüm. Yapan nasıl yapıyor¿ düşüncesiyle eee benim de tini minicik bir ailem var zaten. Kızımla ayrı evde başbaşa kalma düşüncesi içimde depreşti. Tabii ki zor ama yapabilirim. Bu gücü hissediyorum kendimde. Ve küçük de olsa kızımla ikimizin yaşadığı bir ev olmalı artık. İnşallah amin 😄

İDEAL KİLOMU KORUMAK
Aslında 2018 için degil gelecek tüm yıllar için geçerli olması gereken bir kural. Bu konuda daha sonra detaylı bir yazı gelecek ama ideal kilom 48-52 arası. Bundan sonra 52 kiloyu aşmayacagıma söz veriyorum kendime 😄

GÖZLÜK TAKMAYA ALIŞMAK
16 yaşında 0.75 numara olan gözlüklerimi bu günlere kadar takmadığım için gözlük numaram 2 numaraya kadar yükseldi. Yani artık yakınıda görmüyorum. Herşey fluuu 😄 (dogumda verilen ilaçların tetiklediği bir durum oldu ayrıca sebebini bilmiyorum)
 26 yaşıma gelip, 10 yılda alışamadığım gözlüklere bir sene içinde nasıl alışacağım hiç bilmiyorum ama daha farklı modellere sans vererek gözlük kullanmayı daha eğlenceli bir hale getirebilirim belki de. benimkinin yanında sizce de bu modeller harika degil mi? Özellikle kedi modelini istiyorum 😍

SEVDİĞİM KİTAPLARA VAKİT AYIRMAK
Ah bunları erteleye erteleye bıktım yoruldum artık. Kasıtlı olarak kitap alışverişi yapmadığım sürece karşıma da çıktıkları yok. Eee yaşadığım yerde topu topu iki kitapcı olunca, onlarda ikinci el kitapları bile 0 fiyatına satmaya çalıştıkları için! bir süreliğine ertelemek mantıklı gelmiştii. Artık bu duruma da dur demeliyim 😒 merakla okumak istediğim kitaplara vakit ayırmak artık benimde hakkım. 😣

Daha küçük istekler
-------------------------------------
Ozpack çanta dosya
Bol bol not tutmayı seven birisi olarak, bu harika ozpack çantalardan birine sahip olmak super olurdu. O kadar çok ıvır zıvırı topluyor ki bayılıyorum!

Fırça seti
İnstagramda cosmothink sayfasında bu fırçaları görünce artık benim de bi uygun fiyatlı ama harika görünen setlerden alma vaktim geldiğini düşündüm. Gerçekten ihtiyaç, 😃

Golden Rose Longstay mat ruj
Türk markası olduğu halde bu rujların setleri niye hala bizde yok anlamıyorum.!¿ Bu rujların mini boyu üretildiğinden beri aklımda. Getirin artık banada bir tane hediye edin hatta 😄 Fiyatı da uygun olmaz biliyorum, neyse indirime girince alırım. 😂

Mini Notbook Bilgisayar
Off erteleye erteleye ne hallere düşmüşüm ama bu son isteğim olsun. Benim eski vosvos görünümlü pc den kurtulma vaktim coktan geldi de geçiyor çünkü. Çok degil ufak bir pembik alıp blog yazılarımı oturdugum her yerde, istediğim her an çıkartıp Yazmak istiyorum. Hepsi bu 😆

10.12.2017

Son günlerde beni anlatan en iyi 3 şarkı


Simge- Üzülmedin mi?
Vuruldum
Aynı yerden üst üste vuruldum
Ama sustum Dağıttın hayatımı
Beni ağır yanılttın
Acım oldun
Ve gördüm gerçeği
İçindeki seni
Buna rağmen tutuyordum o soğuk ellerini
Gidiyordum kaç defa Ama tuttum kendimi
Yapamazdım, acıtamazdım asla senin gibi
 Üzülmedin mi kalbimi çarpıp çıkarken
Küçülmedin mi aşkla verdiğin sözden cayarken
Nasıl bakıyorsun gözlerime veda ederken
 Ben çok üzüldüm, sen üzülmedin mi?

Klibin igrencligi 😣 ayni seyi bende yapmıştım facede yayınlamıştım 😒 bu arada kadına ve şarkılarına bayılıyorum dememe gerek yok sanırım. Yankı herkesin sevdigi nadir parçalardan bence


Ferhat Göçer Feat Volga Tamöz -Günah
Her şey yolundaymış gibi yaşıyorum
İçime içime ağlıyorum
Dışardan sakin gibiyim
İçim katliam
En son ne zaman hangi yalandaydın
Hatırlamıyorum
Senin yüzünden
Günahı neyse bana yazılsın
Kırdığın kalpler cehennemin olsun
Senden kopmazsa yüreğim yazıklar olsun
Sen seni sevmeyenlere layıksın

Bir hafta mutlu sarkilar dinlesem bir bakmışım yine kendimi bunlarda bulmuşum. Acı çekmeyi seviyormuşuz gibi her dönem bir Ferhat Göçer var zaten hayatımızda. Neydi; Gençligimi geri verseler bu kez en çok kendimi severim. Veririm o yaride kime sevdirirse sevdirsin, kimi öldürürse öldürsün. Umurumda degil kaşı gözü! Ne mana ama yıllarca düşmemiş dilimden...


Buray -Sahiden
Sahiden sevmemiş beni meğerse
Bilmeden Geçmişim hayatından
Bir iz bırakmadan Bir söz bırakmadan
Sahiden doğruymuş söylenenler de,
Bir defa çıkmamış adım ağzından
Sahiden bi hiçmişim nazarında
Öylesine geçmiş zaman...
Bu gece tutmayın ateşi
Yanacak biraz daha
Biraz daha cehennem olsun hayat Kurtulurum sabaha
Bu gece tutmayın beni
Denizlere akarım belki
Ağlarım haykıra haykıra
Gönderirim sulara
Bu gece tutmayın beni
Gözlerimde kanlar olsun
Hiç kimse silmesin göz yaşımı, bana ders olsun
Bu gece acısın canım, Bir daha acımasın
Bunu bana yaşatan her gece böyle kahrolsun
Bi daha mümkün değil sevda
Gölgesi geçmesin yanımdan

Buray da bence hayatımıza bir anda Ferhat Göçer gibi girenlerden oldu. Neredeyse bütün şarkılarını sevdiğimi fark ettim. Seni Sevmiyorum Artık, yalana dolana battık! 
Cümlerin tarzı bile aynı. Daha ne olsundu...

9.12.2017

Kahvaltılık Tariflerim



İlk tarifimin adı "bilmiyom ki" vallahi bilmiyom. Adlı çalışmam 😄 Ögle vakti okuldan gelip "biz geldik ama ne yiyecegiz ki simdi" dedigimiz bir anda çok kısa sürede bulduğumuz bir tarif olmuştu. Şu güzelim tavuk sucuklarına yumurta kırıp yemeyi bende bilirdim ama yumurta görünce hoplayan biriyle evli olduğum için kahvaltı her zaman bizde bir sorun haline gelmişti. 
Yani bugun yumurta kırayım karnı doysun cenesi dursun demek  gibi bir lüksüm yoktu. Muhtemelen her sabah patates kızartma sorunsalına bu tarifle son vermiş bulunduk. 
(Ay çok kahvaltı hazırlardın, hep benden sonra kalkardın) dediğini duyar gibi oldum bi an 😂😂 sadece bir gün boşlasam, bütün hafta beni ac bırakıyorsun diye bir tatminsizlik bir mutsuzluk. Aman Allahım! Suan laf sokma hissiyatına girdim. Ayni yerde aynı sürede çalışıyorduk. Gece 3'de uyudugum zamanlar oluyordu!
Bebek bakıyorum, o kadar yorulmuyorum artik inanın 😂
Derken, sevgili sucuk severler kaşar severler, bunları birleştirip tost yapmayı sevenler. o nasıl bir tarif diyebilirsiniz. O kadar pratik ki. O kadar lezzetli ki...
Tarife geçiyorum.
 Ve İsterseniz birlikte bi isim koyalım buna.😄 İsimsiz kahraman olmaktan çıksın. Varsa zaten böyle bir tarif onun adını da yabilirsiniz.

Bir adet Sogan
İstege göre bir adet biber
Yarım yemek kaşığı salca 
Sucuk, miktarı size kalmış
Rendelenmiş kaşar

İri dogradığınız soğanları tavada hafif yağda kavuruyoruz
Ardından tercihe göre dogradığınız biberide kavurup,
 dörte bölüp dilimlediğiniz sucuklari kuramayacak sekilde karıştırarak pişirin. 
Ardından sulandırılmış salçayıda sucukların üzerine ekleyin. kapagı kapatıp biraz kaynatın.
Kaynadıktan hemen sonra kaşarları üzerine gezdirerek kapagı tekrar kapatın. Açık bırakırsanız kasarlar erimeyebilir. 
Dikkat! Bu tarif diyete hiç uygun degildir. Karatay Hoca görse döver valla.

Anne tostu
Bu bir bebek tarifi, evet ama bence yetiskinler içinde oldukça uygun. En azından benim damak tadıma hitap ettiği için severek yiyorum 😄
Bu tarifi nereden bulduğumu hatırlamıyorum, baya önceydi. Şayet kişiye özgü bir tarifse kaynak belirtmediğim için simdiden özür dilerim.

Malzemeler:
1 yumurta
2 kaşık lor peynir
2 yemek kaşıgı mısır unu. Normal unda olabilir tercihe göre
Dere otu
Bir tatlı kaşıgı zeytin ezmesi

Hepsini bir kapta karıştırıp tost makinesine yağlı kagıt sererek içine dökün. Kenarlarından taşmaması için gerekirse iki seferde pişirin. Kızaran malzemeyi soguduktan sonra dilimleyip yiyebilirsiniz. 

Sebzeli Omlet
Bu sekilde börek gibi iyi pişmiş doyurucu yumurta tariflerinin hastasıyım
Buda yine basit tariflerden biri olsada işin özü her hangi sevdiğimiz bir sebzeyi kavurup yumurta kırarak kahvaltıda tüketebilmek. Ekmek gerektirmeden doyabileceginiz için diyetler için çok uygun.
Benim tarifimde
Soğan
Kırmızı biber
Ve
Havuç
Var
Bu içeriği siz dilediğinizce zenginleştirebilirsiniz.
Malzemeri sırasıyla kavurup çırptığınız yumurtayı üzerine ekleyip hafif karıştırarak kısık ateşte kapagını kapatıp pişmesini bekleyin. Dilerseniz öbür yüzünüde çevirip kızartabilirsiniz. Ben bu konuda beceriksizim 😄 eminim ki herkesin bildiği bir tarif ama ben hatırlatmak istedim çünkü benimde en çok yapmayı unuttuğum yiyecekler arasında.


Hımm bunada isim koymak lazimmmis ya, ama bunu bi yerde gormustum. 😄Baya benim tarifin patatesli firinda pismis versiyonu gibiydi haliyle çok sevdik. 

Bir tek püf noktası var, patateslerin kesinlikle büyük olmaması gerekiyor. 
Birde belirli aralıklarla ayırmadan doğramayı başarırsanız gerisi oldukça kolay olacak.
Patatesler hazır mı?
Yaglı kagıt serdiğiniz tepsiye dizin.
Bir büyükkaseye bir kaşık salçayı sulandırın
İçerisine yağ nane,kimyon, kara biber ,tuz olabildigince keyfinize kalmiş baharatları dökün. 
İki adet soğanı, enine veya boyuna dik sekilde halkalar halinde doğrayın
Hazırladığınız sosun içine katın, ayni sekilde ince doğranmiş sucuklarıda ekleyip karıştırıyoruz.
Soğanları patateslerin arasina koyup 250 derecede fırına sürün. Patatesler dönmeye başlayınca sucuklarida ayni sekilde aralarına yerlestirin. 
Bu aşamada sucuklar kurumaya dönmeden rendelenmiş kaşarı üzerine ekleyip 5-10 dk daha bekletip servis edebilirsiniz. 

Malzemeler:
Küçük boy patates
İki soğan
Bir kaşık salça
İki kaşık Zeytin yağ
Çeşitli baharatlar
Dilimlenmiş sucuk
Ve
Rendelenmiş kaşar

Kaşarın yontulmuşu makbüldür, 
hadi ben kaçar 😆

6.12.2017

Sevgiyle Kal Sevgilim - Bir Kelebek Hikayesi' Tek parça

Bir Kelebek Hikayesi

  Hayata karşı hiçbir umudu kalmayan genç kadın, küçük mucizeler den medet ummayan başlar. Karşısına çıkan her şeyin artık bir mucizeye dönüşebileceğini ve onu tüm zorluklardan bir çırpıda çıkartıp hayal ettiği bir gerçeğin içerisine koyabileceğine inanır. Bunu yapabilecek tek bir kişi olabilir mesela, genç bir adam…
  Neden olmasın, bütün hayat seçimlerle alakalı değil midir zaten? Yaşadığımız tüm kötü olaylar geçmişte yaptığımız anlık bir kararın bedeli olabilir. Düşün, onu düşün bir saniye farkla yanından gelip geçen, varlığından bile haberdar olmadığın o kişiyi düşün… Neredesin gerçek aşk? Niye bu kadar geç kaldın?
  Yirmi altı yaşında genç bir kadın olan Tılsım, tüm geçmişini takip etmeye karar verir. Oysa ilkokul aşkı, en masum hayallerine renk veren Atom koskoca dediği 7 yılın sonunda bütün rüyalarını kabusa çevirdiğinde kendini kocaman bir boşlukta bulup bir daha asla toparlanamayacağını sanmıştı. Çocukluk yıllarını kaybetmenin yanında aşk acısı da neydi. Geçmişini kazanabilmek için kendini kanıtlamaya tüm bunlara sebep olduğuna inandığı hataları telafi etmeye hazırdı. Hiçbir zaman tam olarak beklediği ilgiyi bulamayan Tılsım, ilk aşkının evleneceği haberiyle bir kez daha yıkılmış, kendine yeni bir güvenli liman aramaya başlamıştı bile.

Onu ayakta tutabilecek güvenilirliğine inandığı bir o kadar agrasif tavırlarıyla dikkat çeken kumral uzun boylu bir genç adam onun tüm kalbini fethetmeye hazırdır. Bundan sonra ömrünü geçireceğine inandığı bu adamla evlenmeye karar verir. Mucizelere ihtiyacı yoktur artık. O hayal kurdurtmaz. Olabilecek her şey zaten onun içindir. En acı gerçekleriyle…
Hayal kurmamayı öğreten adam, bir gün kendi hayalleri için ihaneti seçer.

  İşte bu yüzden tüm geçmişe inat yeniden hayal kurmayı öğrenir. Ve yeniden aşık olabileceğine inandığı o bir gülümseme anın da kendine bir o kadar benzediğine inandığı biri çıkar karşına. Kader mi yoksa hiç mi?
Ne kadar da masum bir gülüş öyle… Gözlerin kalbinin aynası gibi. Neden daha önce karşılaşmadık ki?  Kendimi sende görebiliyorken, neden? Ama gerçek aşk olamazsın. İnancım yok hiç birine. Ama belki sen… İnandırabilirsin beni…
  Geçmişin umurumda degil. Her sabah günaydın desem, yüzün güler mi? Bana inan, Cenneti getireyim. Hiç olmadı birlikte tatile gideriz. Yeter ki sev beni. Güldün bak! Ben seni beklerim…
Bekle…

   Tılsım bir anda yıldırım gibi tepesine inen bu adama inanmaya hazırdır, ama arada görünen o kocaman bir çizgi bütün huzurunu kaçırır.. Hiçbir genç adam geçmişinden arınamamış bir kadını taşıyamaz. Ya daha önce ya daha sonra, uygunsuz bir zaman bu. Beklemeyeceğini biliyorum. Bundan sonrası kader veya şanstır. Ancak ikisinin de kendisinde olmadığına inanan Tılsım tüm kalbiyle bir mucize diler.

  "Uyan! Ne istediğine karar ver."
Tılsım hayal dünyasında olduğunu düşünerek oynamaya karar verir. Çünkü rüyaları onu hep güzel yerlere götürür.
 “Hıı hııı istiyorum… Offf! tamda ne güzel evlenme teklifi ediyordu. Oh misss, oluruz biz ya” diye yarı uykulu mırıldandı.
  Bir kız çocuğunun sesini duymuştu sanki. Görünürde kimse yoktu… Oda neydi, diye düşünerek kendine gelmeye çalışır halde yanında yatan kızının üzerini örtmeye çalıştı. Tedirginlikle etrafına baktı. Ve gece lambasını yaktı. Kafayı yiyorum galiba!

  “Henüz değil, madem istiyorsun. Git bul onu. İkna et. İkna olmazsa geriye dönemezsin. Merak etme döndüğünde kızın burada olacak çünkü o senin kaderin…” diye bir ses kulaklarında yankılanıyordu bu kez. Ne olduğunu anlayamayan Tılsım kulaklarını ellerinin içiyle tıkadı. Boşlukta sallanmaya başlamıştı sanki. Geriye tek bir toz zerreciği bile kalmadıgını hissedemiyordu. O an hiç bir yerini kıpırdatamadığını fark etti. Hastalık gibi birşeydi bu. Göğüsünde bir yanma hissederek kendine geldiğinde, gözünü aralayıp etrafta bakmayı denedi.  Burasi bir okulun bahçesine benziyordu. Zorla ayağa kalkmaya çalışarak kendini toparladı.

 Bu nasıl olur? Okulum… dedi şaşkınlıkla. İyide bu, ben hala, olamaz, hala aynı görünüyorum, diye söylendi kendini inceledikten sonra. Beline kadar uzanan dalgalı karamel rengi saçlarını geriye doğru atmaya çalışarak okulun kapısına pencerelerine doğru baktı. Görünürde kimse yok gibiydi. Bu kılıkta ben bu okulda ne yapabilirim ki düşündü. Ayağındaki topuklu ayakkabılar, yüksek bel pantolon ve pantolonun içine sokulmuş ince bir buliz. Daha kadınsı olamazdı!

 İçeri girip okulun bilgilerine baktığında,  Yıl 2007 ve tam on yıl geride olduğunu gördü.. Saat 10:30 kesişim noktası bu olmalı. Tamda tahmin ettiğim gibi. Okulu bıraktığım yıl!
Yani Yıldırım’ın okula kayıt olduğu yıl! Diye düşünerek koridorlarda hızla ilerledi. Bu kez koşuyordu, Yıldırım diye bagırmaya başladı. Yavaş yavaş sınıflardan çıkan öğrenciler şaşkınlıkla bu genç kadına bakıp deli herhalde diye konuşmaya başlamışlar.

   O sırada bir patırtı koptu ve gülüşmeler eşliğinde Tılsım yüz üstü yere çakıldı.  Tanrım yine mi ben! Bi kız seni arıyor galiba bir gidip baksan iyi olur, diye bir ses işitti. Tepesine biri dikilmiş yardımcı olmaya çalışıyordu. Ve "beni mi arıyorsun?" diye sordu birisi. Yüzü utançtan kıpkırmızı kesilmiş Tılsım, yüzüne gelen saçlarını geriye atmaya çalışarak çocuğun yüzüne bakmaya çalıştı. Bu 19 yaşlarındaki Yıldırım dı... Şükür seni buldum diye gülümsedi.
  Çocuk kızı yerden kaldırmaya çalışırken “beni niye arıyorsun? Sen kimsin diye sordu?”
Anlam veremez bir ifade vardı artık suratında. Ve gözüyle kızı inceliyordu.
  Sana söylemem gereken çok önemli şeyler var, ama burada değil diyerek çocuğun kolundan tutup hızla koridorun sonundaki pencere önüne doğru çekti. Burada onları kimse duyamazdı.


  Biliyorum delice gelecek, bana inanmayacaksın. Hatta ben bile inanamıyorum ama inanmak zorundasın. Çünkü bana yardım etmen gerekiyor…. Sıkı dur ben gelecekten geliyorum.!
  Yıldırım ne demek istediğini anlamadığı bu yabancının yüzüne boş boş baktı. Ve güldü…
 Çok komik. Şaka filan mı? Kim gönderdi seni. Yaaa bi gidin işinize diyerek hızla arkasını dönüp uzaklaştı.

  “Hayır! Yıldırım… gitme…” diyen Tılsım, arkasından derin bir iç çekti. Nasılsa kolay olmayacağını biliyordu. Bir anda böyle bir saçmalığa inanmasını bekleyemezdi. Ne yapabilirim diye düşünürken arkasından bakıp kaldı ve yarı üzgün halde onun gözden kayboluşunu izledi. O sırada üzerine doğru çığlık atarak koşan kızı fark etti. Hızla üzerine doğru atlayıp, boynuna sarılarak “ayyyyy Tılsımım gelmiş” diye bağırıyordu. “Tanıyamadım seni kızımmm! Bu kim diye bakıyordum. Sonra ben şok! Ne kadar değişmişsin, hep farklı bi tarzsın ya. Ay bakimmm! Biraz kadınsı olmuşsun sanki ama… Bu saç rengi inanılmaz. Hani hep Gothic kalacaktın. Ayyy Atoş beğenmedi mi yoksa. Kıyamadın dimi çocuğa çıktın geldin. Kıyamammm aşıklar sizi. Hadi gidip onu bulalım” diyerek kolundan çekiştirdi.
Ya sen biraz kilo mu almışsın?

“Doğumdan sonra tabii olabilir” diyerek kendine bakan Tılsım’ın kalp atışı yükseldi. Şakaaaa….
“Yaaa hep şakacısın zaten. Valla sen gideli söyleyim hiçç tadımız kalamadı. Sıradan oldu bu okul. Dersler çok sakin, bu sene ben bile çalışıyorum öyle düşün. O kadar yaniii. Ayy bu pantolonla da 90’lardaki kadınlara benzemişsin. Hadi sınıfa çıkalım” diye tek kelime ettirmeden yürümeye devam etti.

Tılsım hala gözleriyle Yıldırımı arıyordu. Mavi ne söylerse söylesin  bu hallerine alışıktı zaten. Bir zamanlar, birbirlerinden hiç bir şeyini esirgeyen, tüm sırlarını bilen çok sıkı arkadaştılar.
  Tılsım yıllar sonra Mavi’yi görmenin aynı sırayı paylaşmanın mutluluğunu yaşamıştı o an. Ve onu ne kadar çok özlediğini fark etti. Sarılarak öptü. 
  “Ayyy canım arkadaşım bende seni özledim” dedi Mavi.

  Mavi okulun belki de en güzel kızıydı. Mavi iri gözleri her zaman dikkat çeker. Orta boylu zayıf ince narin yapısıyla yıllar sonra bile her zaman aynı güzelliğini korumayı başarmıştı.
Tılsım Mavi ile olan arkadaşlığını bitirdiği o günü hatırlıyordu. Kuaförlük okulunun ilk yılında Mavi Tılsım’dan saçlarını değiştirmesini istemiş. Beğenmediği için bütün gece boyunca ağlamıştı. Tılsım rengin ışıklardan farklı göründüğünü gün ışığında gerçek rengini görebileceğini söylese de, bir türlü ikna etmeyi başaramamıştı. Mavi iyice ileri giderek “Senden kuaför olmaz! Hatta sen beni kıskanıyorsun ya, çirkinleştirmek için uğraştın dimi. Kendine gelince her zaman farklı saç ve stillerde dolaşabiliyorsun. Ama bana gelince rezil ettin maffettin saçlarımı. Ben bu saçla insan içine nasıl çıkacağım” diye o an ağzına gelen bütün hakaretleri sıralamıştı..

 Tılsım o saçlarını yolup sokaklara dökülmemek için tek kelime etmemiş, sabah olunca sessizce gitmesine izin vermişti. Sonraki günler “ben nasıl böyle düşündüm, herkes çok beğendi” diye övgüler yağdırıp af dilese de Tılsım onu hiçbir zaman tam olarak affedebilmiş değildi. Arada görüşselerde, eski dostluklarının tadı yoktu.

Sevdiğim insanlar nasıl bir anda bu kadar acımazsız olabiliyor diye düşündü.  Bu çok zalimce, hiç tanımıyormuş gibi, sıradan biriymiş gibi davranılmak.
  “Tılsım… hişt daldın. Niye bana öyle bakıyorsun?”
  “Yok bir şey… Sadece düşündüm de bence sen hiç saçlarının rengiyle oynama. Her halinle güzelsin zaten. Ama böyle daha güzelsin.”
  “Ayy canım arkadaşım benim, teşekkür ederim” diyip kocaman ağzıyla tüm dişlerini gösterecek şekilde sırıttı. Sonunda yanağına kocaman bir öpücük kondurmuştu bile.

   O sırada Tılsım’ın gözüne kara tahta takıldı. Küçük bir detay hatırlamıştı. Hemen üst katta çıkarak sınıflardan birine girdi. Burası eski sınıfıydı. Kara tahtanın arkasına bakıp, tahtayı yavaşça öne doğru çekti. Şak diye bir sesle arkasından telli büyük boy bir defter düştü. Bu Tılsım’ın yıl boyu yazı ve resim çalışmalarını yaptığı bir defterdi. Tüm yıl sadece o defteri kullanmıştı. İçerisin de ne olduğunu hatırlamaya çalışarak göz attı. Mavi onu oraya ne zaman soktun diye şaşkınlıkla sordu.. Her tarafında Atom var, hiiih patlamasın!

  “Komikti”

  “Teşekkür ederim, senin kadar olmasa da elimden geldiğince espirütiel olmaya çalışıyorum.”
  “Bu defter sende kalsın” dedi Tılsım defteri Mavi’nin eline tutuşturarak. Benim gitmem gerekiyor diyerek arkasını dönmek üzereyken ekledi. “Birde ona söyle, kaybolduğunu düşündüğü her neyse işte. Benim çaldığımı. Hatta annesi öldüğünde, tüm sınıfın cenazede olmasını fırsat bilip sınıf listesini benim aldığımı da… Çok ciddiyim kendini bu işe karıştırma sakın. Resimlerin hepsini ben aldım! Bundan sonra hakkımda ne isterse düşünmekte özgür…”
  “Artık sevmiyor musun? İnanamıyorum sana…”
  “Hiçbir zaman onun karşısında dürüst olabilecek kadar bi olgunluğa erişemedim. Hepsi bu..”

  Okul bahçesinde Yıldırımı bir kızla konuşurken gören Tılsım yanlarına yavaşça sokulur. Arkadan hızlıca yanağına bir öpücük konduran Tılsım, canım bu kızda kim diye dalga geçersine sordu…
Kız ağzı açık kalmış bir şekilde ne olduğunu anlayamadan kıskançlıkla bu kadar şerefsiz olamazsın, aynı anda birçok kızı idare eder demişlerdi de inanmamıştım doğruymuş! Allah senin ….. versin! Diye bagırdı. Ağlayarak  hızla oradan uzaklaşan kızın arkasından koşan Yıldırım’a “sana göre birisi değildi zaten” diye de ekledi Tılsım. Bu durumdan büyük bir keyif almıştı. Saçlarına yapışmadıgı için şanslı olduğunu düşündü.

    Gururla merdivenlere doğru dönüp baktığında sarışın ela gözlü, birisiyle göz göze gelip, tanımaz umuduyla görmezden gelmeye çalıştı.  Bu kişi Atom du, gerisin geri indiği merdivenden hemen karşısına dikilmişti bile. Birkaç saniye, belki birkaç dakika süren bir sessizliğin ardından Atom dövecek gibi bir ifadeyle baktığı gözlerini Tılsım'ın üzerinden çekip konuştu.  “Ne bu şimdi? Ne yapmaya çalışıyorsun?” dedi sitem edercesine.

   “Anlamadım?”

   “Önce değişik bir kılıkta görüyorum seni, saçma sapan tipler. Sonra benden seni yiyecek mişim gibi gördüğün yerde kaçıyorsun. Şimdi de bu şekilde. Sen çok değiştin ya.. anlamıyorum ben seni. Bu şekilde beni kendinden soğutmaya filan mı çalışıyorsun? Ben sana bir şey mi yaptım, ne oldu da her şey bir anda değişti bu kadar? Okulu bıraktın hadi en son benim haberim oldu.. neyse dedim. Mesaj atıyorum, mail atıyorum, mesenger da zaten yoksun. Neden ya neden senin derdin ne! Ben seni üzecek hiç bir şey yapmamaya hep dikkat ettim!”

  “Atom.. açıklayabilirim aslında ama bilmiyorum. Üzgünüm gerçekten”

  Üzgün müsün dedi dalga geçer bir ifade ve ses tonuyla. Seni hiç bu kadar komik görmemiştim. Baya şakacı çıktın. Üzgünsün demek! Ben sana söyledim, bir gün beni sevmeyeceksin dedim.
  Atom tüm isyanın da haklıydı. Bu kadar üzüleceğini asla düşünmeden hareket etmiş, onu sevmesine rağmen sadece biraz ara vermek istemişti. Çünkü ona karşı ne kadar denese de yakın olmayı başaramıyordu. Bu konuda hiçbir zaman derdini anlatamamıştı ona. Şimdi yine kaçmalıydı! Yıldırım öfkeyle üzerine doğru geliyordu.
  “Sen hep böylesin işte! Kaç Tılsım nereye kadar kaçacaksan kaç…” derken arkasından bir çocuğun onu kovaladığını fark ederek. Uzaktan durumu anlamaya çalıştı.

   Yıldırım okulun arka bahçesinde kimseyi göremeyince kendi kendine söylenerek dönmeye karar vermişken, Tılsım’ın bina arasındaki boşlukta olabileceğini o an düşünemedi. Ve Bingo! “Sen ne yaptığını zannediyorsun! Şakamı bu… Senin derdin ne benimle acaba? Senin yüzünden kız arkadaşım beni terk etti!”

 “Daha iyi ya yenisini bulabilirsin bence.”
 “Sen manyaksın!”
 “Evet, tam on yıl sonrasından gelen bir manyak. Biliyorum inanılır gibi değil. Ama senin için geldim. Bana yardım…”
 “Yine aynı saçmalık! Kimsin sen ya! Kimsin! Hayatıma neden müdahale ediyorsun! Niye ben!” kaşlarını çatıp açıkla diye bağırdı.
“Evet, cevabın yok mu?”
“Biz evliyiz, yani gelecekte. Ben seni seviyorum.”
“Böyle bir deliliğe inanmamı bekleme.” derken kollarını iki yana açıp, arkasını döndü. 10 yıl diyor birde, diyerek söylendiğini duyabiliyordu. Ama ne olduğunu bilmediği bu yabancının peşini bırakmaya hiç niyeti yoktu.
 Tılsım arkasından koşarak onu inandırmaya çalışırcasına anlattı.
“Arabaları seviyorsun”
“Bunu bilmeyen yok.”
“Bilgisayar oyunlarını da, hatta futbol, modifiye. Gelecekte birden fazla iş yapabilirsin”
“Gerçekten çok ilgili bir eşsin. Kim anlattı sana bunları?”
Tılsım hala arkasından koşmaya devam ederken, Yıldırım arada bir duraksayıp cevap verme gereği duydu.
“Peşimi bırak.”
“Gidecek yerim yok!” diyen Tılsım’a duraksayarak baktı. Ardından üzerine doğru yürüyüp yüzüne pür dikkat bakarak söyledi. Bana ne bundan…
“Gidecek hiçbir yerim yok diyorum. Beni sokakta mı bırakacaksın. Eşini! Sen bana inanmazsan geleceğe dönemem. Tek şansım sensin.”
“Haaa, tamam o zaman. Ne yapmamı istiyorsun?”
“Beni bul.”
“Beni bulda ne demek? Oyun mu oynuyorsun.” Dedikten sonra, Yıldırım hışımla yola fırladı.
“Eve yürüyerek gitmeyi düşünmüyorsun inşallah, ben o kadar yürüyebileceğimi sanmıyorum!” karşı kaldırıma sesleniyordu. Bekler misin …
“Evimi nereden biliyorsun???” Yıldırım bu kez şaşırmıştı. Evini pek kimse bilmezdi. Buna pek gerek olunmazdı aslında.
“Sen söyledin. Yıllarca aynı yerde yaşamışız, ama hiç karşılaşmadık. Zaten biz neden bu kadar geç tanıştık ki….”
“Git gide ilginç bir hale geliyorsun, ama madem benimle evime geleceksin, sen bilirsin. Düşündüm de senin yerinde hangi kız evime gelmek istese kabul ederdim” diyerek imalı bir bakış attı.
  “Pekala Yıldırım Efendi beni bu şekilde vazgeçiremezsin.”
Yıldırım gülümsedi. “Şu hale bak neredeyse sana inanacağım.”
  
Yıldırım zorda olsa eve gizlice Tılsım’ı almayı başarmıştı. Daha ailesinin böyle bir şeye ne tepki vereceklerini bile kestiremiyordu. Hemen odasının kapısını kilitledi. Tılsım’ın ayakkabılarını çıkartıp bir kenara atması, yatağına uzanmasındaki inanılmaz rahatlığa hayretle baktı. Sanki uzun zamandır gerçekten tanışıyor gibiydiler.

 “Ayakta kaldın otursana” dedi Tılsım.
 “Yok ben böyle iyim de…” Tılsım lafını keserek hemen araya girme gereği hissetti. Ve konuşurken oturma pozisyonuna geçerek bağdaş kurmuş. Gözüyle etrafı inceliyordu. Gayet temiz ıvır zıvır olmayan bir odaydı burası. “Şey, 30 yaşın inanılmaz yakışıklı. Yani pek bi fark olduğunu söyleyemem aslında ama, bıyıkların…”
“Bıyık?”
“26 yaşındayım ben bu arada, sen benden iki yaş büyüksün sadece ama ben 30 yaşın sana pek bir fark getireceğini düşünmüyorum açıkcası… Acıktım.”
“Tamam ben sana yiyecek bir şeyler hazırlayacağım, sakın kıpırdama.”
“Birde kıyafet rica edecektim.”
Yıldırım duraksadı, bunu neden yapmam gerekiyor bilmiyorum ama yapmak zorundaymışım gibi hissediyorum diye söylenerek dolaptan eşortman takımlarından birini çekip Tılsım’a uzattı.
 “Bana bakmak zorundasın çünkü ben senin eşinim”
“Adını bile bilmiyorum!”
“Tılsım”
“Tılsım, Tılsım. Başımın belası Tılsım.” Diye söylenerek odadan çıktı. Elinde sandviç ve içeceklerle girmişti.  Hala yatakta oturan Tılsım’ın karşına bilgisayar sandalyesini çekip oturan Yıldırım ekmeğinden kocaman bir ısırık aldıktan sonra “Beni biraz anlatsana, nasıl bir eşim mesela” dedi.
 Hakkında pek bir şey bilmediğini fark eden Tılsım ne söyleyeceğini bilemiyordu. Hemen ağzını doldurup konuşmamaya çalışan Tılsım, pek kendinden bahsetmeyi, bahsedilmeyi sevmiyorsun aslında diyebildi.

  “Huy mu değiştirdim acaba...”

  “Bilmem belki ama çok iyi bir babasın. Senden daha iyisi olamazdı herhalde…”

 “Ona hiç şüphe yok!” dedi heyecanla ağzındaki lokmayı yutmaya çalışırken. Çocuklar benim canım, çok seviyorum onları gerçekten. Tılsım sahi mi diye mutluluktan yerinden sıçradı. Bu konuda dürüst davranmıştı demek ki. Ekmeğini bitirmiş, niye bu kadar şaşırdın anlamadım doğrusu diyerek ayağa kalktı. O sırada kapı çaldı. Gelen annesiydi.
 “Oğlum iyi misin içeriden sesler duydum sanki?”
 “Yatagın altına gir! Yok yok yoganın, çamaşırlarını al. Çabuk, çabuk… Yok bir şey anne müzik dinliyordum, kulaklık takılı. Biraz fazla bağırmış olabilirim.” Pekala öyle olsun dedikten sonra içeri girmekten vazgeçmişti.

 Yıldırım, evliliğin nasıl bir şey olduğunu, birlikte neler yaptıklarını, nasıl yaşadıklarını bütün gece merak etti durdu. Çünkü Tılsım’ın hayal dünyasından uydurduğu aslında birlikte yapmak istediği şeyleri anlatmasından keyif almıştı. Yalanda olsa inanmak istiyordu ona, çünkü o farklı biriydi. Gerçekten hayallerinin kadını da olabilirdi kim bilir…

  Sabah telefonun alarmı çaldığında Yıldırım gözlerini açamaz halde telefonun ekranına bakmaya çalıştı. Kendini yorgun ve karmaşık hissediyordu. Acayip bir rüya gördüm herhalde diye düşünerek elini arkasına attığı an Tılsım’ın orada yanında olduğunu fark etti. Hemen panikle toparlanıp kızın duvara dönük yüzüne baktı. Hala uyuyordu. Aklına gelen şey olmuş olamazdı değil mi? Hemen yorganı aralayıp içine doğru baktı. Hayır, olmuş olamaz. Zaten olsa hatırlarım hiç kaçmaz diye düşündü. Emin misin? Tabii canım. Tabii tabii. O sırada Tılsım uyanmış Yıldırım’ın yüzündeki anlamsız ifadeden ne düşündüğünü anlamıştı.
  “Dün gece harikaydın.”
  “Neee, ben neden hatırlamıyorum. Ne gülüyorsun?!”
  “Saçmalama yerde üşümüşsün, bende sesine uyandım. Kıyamadım yanımda yatmana izin verdim sadece.”
  “Haaa iyi o zaman, teşekkür ederim üşütmeme izin vermediğin için. Ben gidiyorum”
 “Nereye?”
 “Nereye olabilir?”
 “Gitmesen… Konuşalım”
 “Gitmem gerekiyor, unuttun mu zaten iki yıl ara vermiştim. Gelince konuşalım, artık ne yapacaksak. Sakın kaybolma, dikkat çekecek bir şey yapma. Erken gelmeye çalışacağım. ”

  Tılsım üzülerek arkasından gidişini seyir etti. Belki de kendisini kandırıyordu bu böyle olacak bir şey değildi. Yıldırım’ın gidişini pencereden görebiliyordu. Bir süre ne yapabileceğini düşündü. Ve etrafı karıştırıp hakkında daha fazla bilgi edinmeye karar verdi. Ama bu böyle olabilecek gibi bir şey değildi. Olmayınca olmuyordu demek ki. Gelecekte birlikte hiç vakit geçirmemişlerdi. Bu yüzden, çok üzgünüm dikkatini çekebilmek için sana yalan söyledim diye mırıldandı. En sonunda kapüşonlu ceketiyle kendini gizleyip odadan çıktı. O arada kız kardeşinin spor ayakkabılarından birini giymesinin bir sakıncası yoktu herhalde.

    Gidebileceği en iyi yer kendi eviydi. Görmek istiyordu sadece, orada mıydı? Evin karşında çalıların arasına girip bir süre izlemeye koyuldu. Ölen köpeğinin ona doğru dönmüş havlamalarıyla bile huzurluydu o an.

   İtinayla düzleştirilmiş uzun siyah saçlarıyla bir kız belirdi. Köpeğinin orada neye havladığını anlamaya çalışıyor gibiydi. Muhtemelen de öyleydi. Hayvanların tek bir noktaya bakıp kudurmaları her zaman ilgi uyandırmıştır. Piercinglerin parıltısı ta buradan gözlerimi alıyor, hayır ne gerek vardı ki, tam bir ergenmişsin. Her dönem ayrı dert, ondan sonra bir mucize bekliyorsun. Neler kaçırdığını bir bilsen. Gözlerin hep Atom’u arıyor. Ama merak etme ödeştiniz, seni çok güzel terk etti. Tam olacağına inandığın anda…  Bunları düşünürken gözünden bir damla yaş süzüldü. Bu uğurda tüm saçlarını heba ettiğini hatırladı. Sonra tüm hayatı değişmişti ama tarih kendini yine tekrar etti. Her iki ilişkinin başlangıç ve bitiş arasında 7 yıl vardı.
  Bu yüzden burada olduğunu hatırladı.  Geriye hiç birinden iz bırakmamalıydı.

   O arada Yıldırım eve gelmiş, deliler gibi her yer de onu arıyordu. Nereye gitmiş olabilirdi. Bilemezdi, daha kim olduğunu bile bilmiyordu. Kimsin nereden geldin nere gittin lütfen dön diye sayıklayarak çaresizce evin önünde beklemeye başladı. Avucunda sıkıca bir kolye tutuyordu. Sinirlenmeye başladı kendine, salaksın işte nasıl böyle birine inanmak istersin ki! Dönmeyecek, dönmeyecek, dönmeyecek…

  “Döndüm. Benim tek adresim sensin”

  Yıldırım ani bir refleksle yerinden fırlayıp sıkıca Tılsım’a sarıldı. Tılsım2ın yüzünde küçük bir tebessüm oluşturdu bu durum. Kalbinin sesini duyabiliyordu.

  “Neredeydin?”

  “Eski beni görmeye gittim.”

  “Tamam hemen söyle yerini, gidip bulayım onu.”

  “Bu şekilde olmaz. Pat diye çıkamazsın zaten. Ayrıca o şuan gözü kimseyi görmeyecek kadar aşık. Yavaş yavaş sızmalısın hayatıma.”

   Tılsım tüm doğruları anlatması gerektiğini düşünerek, deniz kenarına doğru yürümek istedi. Yıldırım bunca yalanı kaldıracak biri değildi. Ama bir an önce tüm gerçekleri anlatıp eve dönmesi gerekiyordu.

  “Anlamıyorum! Gerçekten anlamıyorum. Önce gelecekten geliyorum senin eşinim diyorsun. Geçmişte birini seviyordum. Onun yüzünden bir başkasıyla evlenmek mantıklı gelmişti ama hata yapmışım. O kişi sen değilsin diyorsun. Ben neyim o zaman!”

  “Hiç kimse… Sadece yanlış zamanda yanlış yerde tanışmış olabiliriz. Eğer sen beni o kişiden önce bulmuş olsaydın ben seni seçmiş olacaktım.” Yıldırım oturduğu şezlongun üzerinde başını tamamen önüne eymiş sadece dinleyip, bu durum karşısında verecek bir cevap bulamıyordu.
  “Yüzüme bak. Ben şuan da seni seviyorum. Hepsi bu! Kızımın damarında senin kanının akmasını yeğlerdim…”
  Uzun bir sessizliğin ardından Yıldırım sordu; “peki biz seninle nasıl tanıştık?” Tılsım bu soruya anlam veremez gibi gözükse de bu sorunun cevabını biliyordu ve şimdi parçalar tek tek yerine oturuyordu. Sen beni buldun!

  “Yıldırım sen harikasın! Bunu nasıl düşünemedim tabii yaaa… Facebook!”
“Facebook mu? Oda ne?”

“Şuan bunun hiçbir önemi yok.” Dedi Tılsım heyecanla. “Beni tekrar bulacaksın. Ama bu kez mesengerdan. Sana olabilecek bütün adresleri yazacağım. Sadece ne olursa olsun pes etme. Bana kendini inandır. Gelecekte ne dediysen aynısını söyleyeceksin…”
 Yıldırım ne söylemiş olabilirim ki diye düşündü.

“Beni tanıdığını söyledin. Bense, hayır beni tanımıyorsun dedim. Israr ettin. Aynı lisede olduğumuzu söyleyen de sendin. Ben o yıl okuldan ayrılmıştım dediğimde, inanamadın. Sen beni gördün evet. Arkadaşlarımı görmeye geldiğimde görmüş olabileceğini söylemiştim. Böylelikle tanışmış olduk. Yine aynısı olacak!”
  
 Gece yarısı olmuş, Yıldırım ve Tılsım yine aynı odada ne olacağını bilemez halde bekliyorlardı. Bir şeyler eksik sanki, neden hala buradayım diye cevap alamayacağını bilerek sordu Yıldırım’a.
 “Bilmiyorum, tek bildiğim şuanda ömrümü burada seninle tüketebileceğim. Alıştım galiba…”
  Buğulanan cama kalp ve Yıldırım’ın baş harfini çizen Tılsım vazgeçmezsin değil mi dedi. Yıldırım düşünüyordu eksik olan bir şeyler olabilirdi.
  “Hiç yüzleştin mi onunla”
  “Kiminle?”
  “Seni şu hamile bırakıp, neyse işte söylettirme bana. Hatırladıkça sinirim bozuluyor”
  “Hayır, buna gerek yok bence. Zaten beni tanımıyor şuan, ben onu 2010 da tanımıştım…”
 “Beni de tanımıyordun ama şuan buradasın. Onunla halletmen gereken bir şeydir bu belki. Belki sen hala onu seviyorsundur. Kafan karışmıştır…”
“Kes şunu! Yine aynı şeyi yapıyorsun. Sevmiyorum! Sana çocuk gibi görünüyor olabilirim ama duygularımdan emin olmayacak kadar gerizekalı biri değilim!”
 “Sabah ilk iş onu bulacağız!”
 “Buna gerek yok!”
 “Neden bu kadar rahatsız oluyorsun o zaman!”

  Sabah erkenden okuduğu okula gidip beklediler, Tılsım bu durumdan hiç hoşnut değildi ama büyük ihtimalle onun orada olmadığını biliyordu. Düşündüğü gibi de oldu, kimse öyle birini tanımıyor gibiydi. Belki de o okula hiç gelmemişti. Hatta inşallah tepetaklak düşmüştü bir yere. Yıldırım’a göre tek çare yaşadığı yere gidip nerede olabileceğini öğrenmekti. Olabildiğince çok kişiye sordular, herkes tanıyordu ama kimse nerede olabileceğini bilmiyordu. Tılsım Yıldırım’a belli etmemeye çalışsa da bu köydeki insanlar eşinin akrabalarıydı. Ve neredeyse hiç birini bir gün olsun sevememişti. Çünkü kimse kimseye dost değildi. 

   Yıldırım boş boş gezmelerinden şüphe etmeye başladı. Ona göre Tılsım bir şeyler biliyor ve söylemiyordu.
  “Sen bence nerede olduğunu biliyorsun. Bir düşün istersen” dedi.
   “Yıllar önce Kavgacı bir kızın tüm köyde onu aradığından herkese sorduğundan bahsetmişti. Kim olduğunu bilmiyordu. Şuan o kişi ben oluyorsam. Mesleğin ilk yılları olması gerekiyor. Yani bu yere en yakın Alışveriş Merkezinde. Deli Kuaförün asistanı olabilir…”
  “Biliyordun ve söylemedin. Aferin!”
  “Şuan aklıma geldi…” diyerek arkasından koştuğu Yıldırım’ın elini tuttu. Amacı sadece onu biraz yumuşatmaktı. İşe yaradı da.


  Alışveriş merkezine girer girmez binanın orta tarafında kalan Kuaför salonunu fark ettiler. Köşede oturup telefonuyla oynayan ince uzun boylu çocuk o olabilirdi. Saçları uzundu. Tılsım bu halini gerçekte hiç görmemişti. Çünkü her zaman saçlarını makineyle keser, bu şekilde ciddi olduğunu düşünürdü.

 Tamam gördüğümüze göre artık gidebiliriz diyen Tılsım gerisin geri dönmeye çalışken Yıldırım onu kolundan yakalamıştı.
“Konuşacak bir şeyin olmayabilir evet. Ama yüz yüze geleceksin.”
“Saçmalıyorsun, kolumu bırak!”
“Neden bu kadar korkuyorsun o zaman.”
“O benim canımı yaktı. Sen olsan ne yapardın. Sana acı veren birini görsen, sen rahatsız olmaz mıydın?! Sen olsan ne yapardın! O benim eski sevgilim değil, bitti gitti diyerek olmuyor o işler. Ne kadar uzak olsam yine karşımda yine karşımda! Paçamı tam olarak kurtaramıyorum işte… Bu yüzden buradayım. Hayatımın sonuna kadar adını duyup rahatsız olmaktansa hiç tanımamış olmak istiyorum.”
“Bu şekilde kaçarak olmaz. Gelecekte yine karşına çıkarsa. O zaman gidip onun azgını burnunu kırayım ki, bu yüzü unutamasın! İyi izle.” diye sinirle kafasını kaldırıp karşıya baktı.

 O sırada Kavgacı bir sorun mu var diyerek Tılsım’ın arkasına dikilmişti bile. Yine kahramanlık ediyordu. Kendisi hiçbir kıza eziyet etmemiş gibi yine başkasının ilişkisine burnunu sokuyordu. Aslında söylenebilecek çok ağır sözleri olan Tılsım derin bir nefes alıp arkasına baktı. O anda yüz yüze gelip birbirlerine baktılar. Yine oluyordu, birkaç saniye beklide birkaç dakika. Kırk yıldır tanımıştık hissi. Bu his daha ilk buluşmalarında onlara evlilik kararı getirmişti. Demek ki yalandı.

  Kavgacı “ben seni nereden tanıyorum” diye sordu. Yıldırım ben sana nereden tanığını hatırlatırım diyerek üzerine yürüdü. Tılsım Yıldırım’ı sıkıca tutunca Yıldırım daha da sinirlendi.

  “Yanındaki kızamı lan artisliğin!”
  “Kavgacı yeter! Bıktım senin gereksiz kahramanlıklarından. Defol git!” diye bağıran Tılsım’ın karşında Kavgacı neye uğradığını şaşırmıştı.

“Yıldırım lütfen dönelim, onun sorunu ben ya da başkası değil! Kendisiyle. Annesi bile tanımazlıktan geldi. Ben cevabımı aldım. Geçmişinde ne hayır varda, geleceği olsun.”
 Artık ikisinin de pes etmeye niyeti yoktu. Kavgacı’ya yıllarca boşuna Kavgacı dememişti zaten. Onu ilgilendirmese de her olaya karışırdı.

 İkisinin arasına girmiş bağırırken nefes nefese çalıların içinde yuvarlanarak kendine geldi Tılsım. Güneşin ışıkları gözünü alıyor etrafı bir türlü göremiyordu. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, korkmuş gibiydi. Eli istemsizce gögüs kafesine gitti. Parmaklarıyla boynunu yokladı. Kolyem… Yok! Lütfen buralarda bir yerde olmuş ol diye hışımla dönerek çalıların arasını yoklamaya başladı. O Yıldırım’ın görünce sana benzettim diyerek verdiği denizyıldızı kolyesiydi. Yoktu gitmişti. Belki de olmayacak bir hayale inandırmıştı Tılsım kendisini. Ne olursa olsun kaderine boyun eğmelimiydi? Belki de Yıldırım onu hiçbir zaman sevmemişti. Vazgeçti, yoktu işte gitmişti. Yavaşça ayağa kalkıp koşmaya başladı. Evin bahçesinden hızla evin içine daldı.

  “Çağrı! Çağrı nerede?”

 Annesi anlam veremez bir ifadeyle yüzüne bakıp, iyi misin diye sordu.
 Baba oğul sabah erkenden Banka’ya gittiler unuttun mu yoksa? Sana sürpriz yapacaklarmış artık neyse…

  O sırada iki yaşındaki küçük kız koşarak gelip annesine sarıldı. O çok şükür Çağrı buradasın.
Aylin annen kafayı bir yere çarpmış, yuvarlanmış, üstü başı toz içinde zaten!”
“Aylin mi?”
 Bu Atom’un ölen annesinin adıydı. Koşarak çatı katındaki odasına çıktı. Eşyalar farklıydı. Oda da asılı duran büyük tablo gözüne çarptı. İnanılır gibi değildi…
Aşağıdan gelen sesle kendine gelip. Tekrar koşarak salona indi. Gözlerine inanmalı mıydı? Yoksa hala rüyada mı?

“Hayatım sen iyi misin? Hasta gibi görünüyorsun.”

“iyim. Sadece biraz şaşkınım”

“Haa şu sürpriz meselesi. Seni çocukluğumuzun geçtiği bir yere götüreceğim… Herkes orada olacak. Tahmin etmeye çalışma bilemezsin.”


Şuan 27 sayfalık bir kitap okumuş oldunuz.
Teşekkür ederim.

'En Çok Okunanlar