Arşivde Neler Var







ANILARIM BOMBOS!
"Bu hayat bana yakışmadı,lütfen baştan alalım..."

Bekledigim Hayat bu degildi... T.Y

.

12.07.2016

Sezaryen sonrası

 Sezaryen ile doğum yapanlara lütfen "aaaa, vah vah, sezaryenla dogum yapmış..." normal doğum daha iyi şekerim, niye normal doğurmadın?" gibi eleştiriler yapmayın. Benden söylemesi sezaryen mucizedir... candır, nimettir.. bla bla blaaaa. yok canım şimdi burada oturup size sezarayenı met edip duracak değilim. Hele ki bu saatte... nasıl giriş yapacağmı bilemedim de ondan yazdım birazda. Ama evet, sezaryen ile doğum yaptım. Kesilip dikilmeye doğum yapmak denirse. doğum hikayem postunda neler olup bittiğini ayrıntılı bir şekilde açıklamıştım.  Başta da yazdığım gibi ben "normal doğum daha iyi"cilerdendim. Sanki daha önce onlarca çocuk doğurmuş gibi! Büyük konuşmuşum çünkü "normal mi?sezaryen mı?" diye sorduklarında doktoruma dahii gözlerimi belerterek ne sezaryenı bee! manyak mıyım oramı buramı kestireceğim demiştim. Bana göre belirtiler başlayacak gayet rahat bir şekilde hastanenin yolunu tutup çatır çatır doğuracaktım. Hatta durun! evde doğumu bile düşündüm... Gidip orada debeleneceğime evimde rahat rahat avaz avaz bağırayım kimsecikler rahatsız olmasın, hem sağım solum açıldı mı gözüktü mü derdi de olmaz diyordum. Ayy doğum yapacaksın ciddi bi konu ama sen bunları mı düşündün, manyaksın diyeceksiniz biliyorum çünkü çok kişide öyle demişti. sakin kafayla her şeyi ince ince düşünmek kolay tabii. Sancı kısmına hiç giremeyeceğim ama iki gün suni sancı verilip o kadar iğne ve serumla delik deşik olduktan sonra iyice sersemleyince öldürseler nere gittiğimden habersiz yavaş yavaş öbür tarafa yol alabilirmişim. Öhöm öhöm fazla uzatmadan bir virğül koyup açıklayayım, doğum yapacak olup da sezeryan nasıl zor mu diye gelen sorulara yanıtım. Mecbur kalındığı sürece gerçekten on numara bi işlem!

  Birde tırsıp kendini tamamen uyutturan arkadaşlarım var onlara ayrıca hayranım. Bence kesinlikle gerek yok çünkü özel bir probleminiz olmadığı sürece epidural anestezi de hiç bir şey hissetmeniz mümkün değil. Olan biten hiçbir şeyi de size göstermiyorlar zaten. Buraya kadar her şey tamam ameliyat bitti odanıza geçtiniz iki saat sonra vücuttaki uyuşukluk geçmeye başladığında artık bir karışa yakın büyüklükte bir kesik yarasına sahip olduğunuzu unutmayın. Gülmenin bile en acı hali bu sanırım, Biri espiri yapsa dişlerinizi sıkarak kapat çeneni dercesine sert bi bakış atabilirsiz. Ben öyle oldum ve ağrım sızım olmasın diye yapılan iğnelere hala hayranlığım sonsuz. Bi ara anneme sürekli dönüp dönüp ne zaman iğne yapacaklar? sorsana, gelsinler artık ya... dediğimi hatırlıyorum. Birde iğne yapacaklar diye mızmızlanıp ağlayanları... hemşireye dönüp "bu iğneler olmasa asıl o zaman b*ku yemiştik, söyle şu gerizekalıya birazdan ağrıları çoğalınca daha çok vızıklayacak diye. Elimize kullanmamız gereken ilaçların reçetesini verdiklerinde de "bunda iğne yok" diye panik olmuştum. Neyse ki en ağır acılar üç günde diniyormuş, ilaçlar düzenli kullanıldığı surece abartılı bi ağrı sızı denge kaybı, yığılıp kalma hali, yok biri ayağımın altından halıyı mı çekti durumları olmuyor yani... Oturup da "ahh ahhh neler çektim doğurana kadar" diye insanların aklını bulandırmaya çalışmayın. Net on beş gün oturup kalkmakta doğrulmakta yürümekte zorlanmak gayet normal. 

Sezer yanın en kötü tarafı aslında elinizde el kadar bakmaya muhtaç bir bebek ve hasta olan  siz olmanız. Çünkü Çağrı ağladığı anda ayağa fırlamayı hayal ediyordum... Hava soğuk, bize göre evin ısısı gayet iyi gibi olsa da bebek yani bu, üşütür hastalanır aman efendim mikrop kapar her şeyi steril et, derdinden odanın birinde çaresizce sessiz sakin yaşamaya karar verdik. Evde en küçük oda annemin yatak odası, yani normal bir evin salonu büyüklüğünde ve içerisinde de banyo mevcut olunca, daha ne olsun dedik önce tüm takımı odadan başka bir boş odaya transfer ettik. (başka bir boş oda! ev yedi oda... çok kalabalığız ya, 3 kişi olarak kaybolsak birbirimizi bulamayalım diye yaptırmıştık. yedi odaya mutfak vs dahil değil karıştırmayalım...) sabah akşam aynı yerde tüneyeceğimiz için doğumdan önce  L koltuk beşik ve ısıtıcıyı önceden hazır hale getirmiştik. Her şey iyide, dikişleri hesaplamadık, 3 gün kendime yatacak yer aradım. Yerlerde yuvarlandım, minder aldık geldik olmadı, koltuğu değiştirdik ehh. Çocuk rahat etsin diye o arada hep beşikte,  gık dese önce koltuktan yavaşca kendimi yere bırakıp yerden yavaşca kalkmayı deniyordum. Size bakacak kimseniz yoksa gerçekten bittiniz, çünkü bir diğer sebep büyük ihtimalle normal doğum yapanlar bebeklerini cap cap emzirirken siz bir kaç saatte bir süt çıkartabilmek için dakikalarca debeleneceksiniz. Hayatımda hiç kimseyle kurmadığım kadar yakın bir ilişki kurdum süt pompasıyla. Önce, her şey bebeğim için diyerek sabırla... sonra küfrede küfrede. Ulan eşeğin sıpası, hazırcı bu hazırcı! babası kılıklı ne olacak. ağzına bekliyor, ağzına! ne olur emseydin ha ne olur! göğüsler sıkmaktan mosmor olmuş ben neresinden daha tutup sıkacağımı düşünürken, biberona alıştırmayın.. ilk zaman süt gelene kadar kaşıkla verin diyenlere de saydırıyorum. Alıştı çocuk ağzına bol bol dökülen mama kaşığına göğüsüme gelince ağzını açıp bekliyor. iyi bari biberonla verelim dedik. Bu kez de çocuk keşler gibi şişeyi tepesine dikip dikip sızıyor, iyice keyfe geldi yani. Artık göğüsü görünce bu niye kendi dökülmüyor, nerede bu bolluk diye basıyor yaygarayı. Aylarca sinirden ağlaya ağlaya uğraştım, sonunda o beni pes ettirdi. Çağrı içi meme demek süt pompası demek... ehh be Çağrı milletin çocuğu gelmiş bir - iki yaşına anasını görünce direk göğüsüne yapıyor, sen pompayı görünce bi annen olduğunu ancak o sırada hatırlıyorsun!

 Benim bir bakanım elbetteki vardı, annem! onunda pili bi on gün falan sürdü... sonlara doğru artık çocuğu kucağına almış halde koltuğa eğilerek ayakta uyurken yakalamıştım. Anne ne yapıyorsun! diye bağırdığımda çocuğun altını değiştiriyorum demişti. eyvahlar olsun o gün anladım ondan bana artık hayır olmadığını. yıllardır kadın gündüz şekerlemesi yaptığından bünye alışık değildi tabii, geceleri kesik kesik uyumaya. Ben bile ondan fazla uyurken geceleri üç sefer süt sağmaya kalkınca artık deliksiz uykuya hasret kalmıştım. Hatta çocuk uyanıp da birde gece gece hoplat zıplat derdine uyutmaya çalışarak başıma dert olmasın diye aklımı kullandım, belirli sürelerde uyuyan çocuğa süt vererek sonunda herkesin deliksiz bir uyku çekmesine yardımcı oldum. Böylelikle Çağrı'nın da uyku düzeni ben iyileşene kadar oturmuş oldu. 

Kırkı çıkma tabiri gerçekten de doğruymuş. Niye kırk yani? bunu her duyduğum da aklımdan geçen soru buydu. Bebek kırklanınca gerçekten de et yığını olma halinden çıkıyor. anne karnında geçen o dokuz aylık süreç var ya sanki bitmemişte kalan süreyi dışarıda tamamlıyormuş gibi. Çocuk kırklandığı anda gerçekten bir bebek sahibi olduğunuzu anlıyorsunuz. En güzeli de o gaz sancıları neredeyse bitmiş ve her ağladığında ne oldu acaba yine diye anlamsızca yerinizden hoplayıp telaşa kapılmıyorsunuz. Çünkü artık çocuğunuzun ne istediğini anlıyorsunuz. Önce ben anneme niye ağlıyor bu gene, ne oldu diye moralimi bozup sorarken. Ne istiyor diye annem benim gözüme bakmaya başladı. buda en eğlenceli kısmı ki, her hareketinden ne istediğini neredeyse ne düşündüğünü anlayacak hale geliyorsunuz. sanki aranızda bilinmeyen bir dili konuşuyor gibi. tat kızın dilinden anası anlar diye boşuna dememişler. 

 Tabii anlayana kadar ki o kırk günlük süreç yeni doğum yapmış kadında sinir stres alınganlık hat safhada. ilk günler sürekli Çağrı ile uyuma hevesim vardı, bir kaç gün sonra gördüğüm rüyanın etkisiyle kucağıma bebek bırakmışlar korkusu yaşadım. Sonrasında asla iyi bi anne olamayacağımı, bu çocuğa ben nasıl bakarım, alışamayacağım galiba gibi yersiz korkular da yaşadım. Tamamen o sürece bağlı psikolojik bi durum olduğu için korkulacak hiçbir şey yokmuş...  hatta kırklandıktan sonra sanıyorum çocuğu büyüdü sayıp yenisini yapmaya çalışanlarda varmış. Ahmaklık olsa da ilk bebeğin mutluluğu ve heyecanıyla "ayyy birde kardeşi olsa yavrumun ne de güzel olurdu" diyebilirsiniz. O günlerin geleceği günüde iple çekmeniz mümkün.